TÜRK MİRAS HUKUKUNDA YASAL MİRASÇILIK VE SAKLI PAY

A-GİRİŞ

Miras hukuku, bir kişinin ölümüyle birlikte malvarlığının kimlere ve hangi esaslara göre geçeceğini düzenleyen, hem bireysel tasarruf özgürlüğünü hem de aile bireylerinin korunmasını amaçlayan temel bir hukuk alanıdır. Türk Medeni Kanunu, mirasın intikalinde uygulanacak kuralları belirleyerek hukuki güvenliği sağlamaktadır. Bu çerçevede yasal mirasçılık, miras bırakanın herhangi bir ölüme bağlı tasarrufta bulunmadığı veya yaptığı tasarrufların hüküm ifade etmediği durumlarda mirasın kanunda öngörülen sıraya göre geçmesini ifade eder. Saklı pay ise, miras bırakanın tasarruf özgürlüğünü belli sınırlar içinde tutarak bazı mirasçıların mirastan asgari bir pay almalarını güvence altına alan bir düzenlemedir.

Bu çalışmada, Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen yasal mirasçılar, mirasın intikalinde uygulanan zümre sistemi, saklı payın kapsamı ve saklı paya sahip mirasçıların hukuki statüsü sistematik biçimde incelenecek; miras hukukunun temel yapısı bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilecektir.

B- YASAL MİRASÇILIK

Yasal mirasçılık, miras bırakanın herhangi bir ölüme bağlı tasarrufta bulunup bulunmadığından bağımsız olarak, kanunun belirlediği kişilerin mirasçılık sıfatını doğrudan kanundan almalarını ifade eder. Mirasçılar, Türk Medeni Kanunu’na göre yasal mirasçılar ve atanmış mirasçılar olmak üzere iki gruba ayrılır. Atanmış mirasçılar, miras bırakanın iradesiyle ölüme bağlı tasarruf yoluyla belirlediği kimseler iken; yasal mirasçılar, mirasçılık sıfatını tamamen kanundan kazanırlar.

Yasal mirasçılar; miras bırakanın “kan hısımları”(TMK 495-498), “evlatlık ve altsoyu”(TMK 500), “sağ kalan eş”(TMK 499) ve “devlet” (TMK 501) ten oluşur. Bu kişiler, miras bırakanın bir tasarrufta bulunmadığı yahut yaptığı tasarrufun geçersiz olduğu hâllerde kanuni düzenlemeler uyarınca mirasçı olurlar.

Mirasbırakan, malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir. Bu doğrultuda, mirasını yasal mirasçılar dışında üçüncü kişilere bırakmak isterse bunu ancak ölüme bağlı tasarruf-özellikle vasiyetname veya miras sözleşmesi-yoluyla gerçekleştirebilir. Böyle bir durumda, tasarrufun kapsadığı malvarlığı kısmı üzerinde atanmış mirasçılar hak sahibi olur.

Miras bırakanın ölümüyle birlikte, malvarlığına ilişkin tüm hak ve borçlar külli halefiyet ilkesi uyarınca mirasçılara kendiliğinden intikal eder. Yasal mirasçılık, miras bırakanın iradesine bağlı değildir; kanunda öngörülen kişiler, miras bırakanın ölümüyle birlikte doğrudan mirasçı sıfatını kazanır ve miras üzerinde hak sahibi olur. Aşağıda bu yasal mirasçılar ayrı başlıklar hâlinde ele alınmaktadır.

1.Kan Hısımlarının Mirasçılığı

1.1 Kan Hısımlarının Belirlenmesinde Zümre Sistemi

Zümre sistemi, mirasbırakan ile kan hısımları arasındaki mirasçılık ilişkisini, taraflar arasındaki doğum sayısından ziyade belirli bir ortak asıl esas alınarak düzenleyen bir sistemdir. Bu bağlamda, bir kimse ile ondan türeyen hısımlar topluluğu bir “zümre”yi oluşturur1. Zümre ortak asıl ve ondan gelen alt soyundan oluşur2.

Bu sistemde ortak asıl, zümrenin başını teşkil eder. Dolayısıyla anne ve baba, mirasbırakan yönünden ayrı ayrı zümre başlarıdır3. Her zümre içinde yer alan kişilerin altsoyları ise yeni alt kollar oluşturarak ikincil zümreyi meydana getirir. Bu alt kollar uygulamada “alt zümre” veya “kök” olarak adlandırılır. Bu yönüyle zümre sistemi, mirasçıların belirlenmesini sade, sistematik ve kesin bir sıraya oturtan pratik bir yapıya sahiptir4.

Zümre sisteminde mirasçılık, mirasbırakan ile mirasçı arasındaki doğum sayısına göre değil, belirli bir ortak asıldan hareketle belirlenir. Bu nedenle zümre dereceleri ile hısımlık dereceleri her zaman birbiriyle örtüşmez. Örneğin, bir kimsenin birinci derece hısımları olan anne ve babası, aynı zamanda onun birinci zümre mirasçıları sayılmaz. Buna karşılık, kişinin ikinci derece altsoyu olan torunu hatta üçüncü derece altsoyu olan torununun çocuğu, arada daha fazla doğum bulunmasına rağmen, mirasçılık sıralamasında anne ve babadan önce gelir5.

Türk miras hukukunda zümre sistemi üçlü bir tasnife sahiptir;

Birinci zümre, mirasbırakanın altsoyu olup çocukları, torunları ve onların devamını içerir.

İkinci zümre, mirasbırakanın anne ve babası ile bunların altsoyundan oluşur; bu kapsamda kardeşler, yeğenler ve yeğen çocukları ikinci zümre içinde değerlendirilir.

Üçüncü zümre ise mirasbırakanın büyükanne ve büyükbabalarından ve bunların altsoylarından yani mirasbırakanın amca, dayı, hala, teyze ve bunların altsoylarından oluşur6.

1.2 Zümre Sistemine Hakim Olan İlkeler

a-Zümreler Arasında Sıra

Yakın bir zümreden olan hısımlar, daha sonraki zümrede yer alan hısımların mirasçılığını engeller. Örneğin birinci zümrede mirasçı bulunduğu durumda miras ikinci zümreye geçmez. Aynı şekilde ikinci zümrede mirasçı var ise üçüncü zümreye miras geçmez. Kanunumuzdaki sisteme göre mirasın bir sonraki zümreye geçebilmesi için daha önce yer alan zümrelerde hiçbir mirasçının bulunmaması gerekir.

b- Zümre İçerisinde Sıra

Aynı zümre içerisinde mirasbırakana daha yakın olan mirasçılar daha uzak olanları miras dışı bırakırlar. Örneğin mirasbırakan öldüğünde birinci zümrede yer alan mirasbırakanın çocularının hayatta olması halinde aynı zümrede bulunan torunlarına miras geçemez. Aynı durum diğer zümreler için de geçerlidir.

c- Kök İçinde Halefiyet

Aynı zümre içinde bulunan mirasbırakana aynı yakınlıkta olan mirasçılardan biri veya bir kaçı mirasbırakandan önce ölmüş olması durumunda bu kişilerin yerini hayattaki altsoyları alır. Örneğin mirasbırakanın çocuklarından biri kendisinden önce ölmüşse onun yerini çocuğu yani mirasbırakanın torunu alır. Aynı şekilde miras ikinci zümreye kalmışsa ve anne babadan biri mirasbırakandan önce vefat etmişse onun yerini mirasbırakanın kardeşi veya kardeşleri alır. Bu durum sadece ölüm halinde değil yoksunluk, mirasçılıktan çıkarma, mirası ret veya ivazsız feragat gibi nedenlerle mirasçı sıfatının kaybedilmesi hallerinde de geçerlidir. Buna “kök içinde halefiyet” prensibi denir.

d- Eşitlik Esası

Aynı zümre içerisinde bulunan ve mirasbırakana aynı yakınlıkta olan mirasçılar arasında miras eşit olarak paylaştırılır. Örneğin mirasbırakanın dört çocuğu varsa miras dörde bölünür her biri dörtte bir oranında pay alır. Diğer zümreler içinde eşitlik esası geçerlidir7.

e- Zümreler Arasında Halefiyet Olmaması

Mirasbırakandan önce ölen veya herhangi bir nedenle mirasçı olamayan en yakın hısımlarından birinin altsoyu yoksa bu kişinin miras hakkı aynı zümrede yer alan diğer mirasçılara geçer8. Örneğin mirasbırakanın dört çocuğundan birisi mirasbırakandan önce ölmüşse ve altsoyu da yoksa bu kişin miras hakkı diğer üç çocuğa geçer ve miras üçü arasında eşit olarak paylaştırılır.

2. Kan Hısımı Mirasçılar

2.1. Birinci Zümre Mirasçılar

Birinci zümre, mirasbırakanın altsoyudur. Altsoy, ölen kişinin çocukları, torunları, torun çocukları ve bunlarında çocuklarıdır. Yani burada mirasbırakandan aşağıya doğru gidilir. Birinci zümre içinde, birinci derecede, mirasbırakanın çocukları arasında miras eşit olarak paylaştırılır. Ayrıca çocukların mirasbırakanın soyundan gelmesi yeterlilir, çocukların başka evliliklerden olmasının da herhangi bir etkisi yoktur. Ancak mirasbırakanla herhangi bir kan bağı bulunmayan kişiler yani üvey evlatlık durumunda mirasçılık sıfatı kazanılamaz.

Eski kanunumuzun aksine yeni Türk Medeni Kanunumuza göre kadın-erkek çocukların miras payı arasında herhangi bir fark gözetilmemiş olup eşitlik esası geçerlidir9. Yine aynı şekilde eski kanunumuzda yer alan din farkının bulunması hali yeni kanunumuzda mirasçılığa engel değildir.

Tek başına mirasçı olan altsoy mirasın tamamına sahip olur. Buna karşın altsoy, sağ kalan eş ile beraber mirasçı olmuşsa, terekenin ¾ ’ü altsoyun, ¼’ü sağ kalan eşin olur10.

2.2 İkinci Zümre Mirasçılar

İkinci zümre mirasçılar, ölenin anne babası ve onların altsoy hısımlarıdır. Yani anne, baba, kardeşler, yeğenler, yeğen çocukları, torunları ve devamıdır.

İkinci zümre mirasçılığı söz konusu ise mirasbırakanın anne babası eşit hisseye sahip olduğundan terekeyi ikiye bölmek gerekir. Anne ve baba ikinci zümrede birinci derecede mirasçılar olup hayatta iseler kardeşler yasal mirasçı sıfatına haiz olamazlar. Anne ve babanın ölmüş olması halinde kök içinde halefiyet ilkesi gereğince yerlerine altsoyları geçer11.

Anne veya babadan biri mirasbırakandan daha önce ölür ve altsoyu da bulunmuyorsa, onun hissesi hayatta olan diğer tarafa (sağ kalan anne veya babaya) geçer.

İkinci zümre tek başına mirasçı olursa terekenin tamamını alır. Buna karşılık ikinci zümre sağ kalan eş ile mirasçı olursa terekenin yarısını sağ kalan eş, diğer yarısını da ikinci zümre alır.

2.3 Üçüncü Zümre Mirasçılar

Üçüncü zümre büyükanne büyükbaba ve bunların altsoyları yani amca, dayı, hala, teyze ve bunların altsoyu olan kuzenlerden oluşan zümredir. Üçüncü zümrenin mirasçı olabilmesi için ilk iki zümrede herhangi bir mirasçı bulunmaması gerekir.

Büyükanne ve büyükbaba dört kişiden oluşur ve bunlar arasında miras eşit şekilde paylaşılır. Dolayısıyla üçüncü zümre mirasçılığı söz konusu olduğu durumlarda miras dörde bölünür.

Mirasbırakandan önce ölmüş olan büyükanne veya büyükbabanın yerini kök içinde halefiyet ilkesi gereğince kendi altsoyu alır. Anne veya baba tarafından büyükanne veya büyükbabalardan biri altsoyu bulunmaksızın ölmüşse ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara geçer.

Anne veya baba tarafından olan büyük anne ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.

Sağ kalan eş olması durumunda büyük anne ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük anne ve büyük babaya; bir taraftaki büyük anne ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları hâlinde onların payları diğer tarafa geçer.

Sağ kalan eş mirasbırakanın büyük anne ve büyük babaları ve onların çocukları ile yani üçüncü zümre ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü sağ kalan eşe, kalan dörtte bir ise üçüncü zümre arasında eşit olarak paylaşılır.

2.Evlatlık ve Altsoyunun Mirasçılığı

Burada öncelikle evlatlığın mirasçılığından söz edebilmek için mirasbırakanın ölümü anında geçerli bir evlatlık ilişkisi mevcut olması gerekmektedir. Evlatlığın mirasçı olabilmesi TMK md. 315-316 gereğince verilecek mahkeme kararına bağlıdır. Evlatlık ilişkisi için gerekli olan mahkeme kararı verilmeden evlatlığın yasal mirasçılığından bahsedilemez.

TMK md. 500 uyarınca evlatlık birinci zümre mirasçıdır ve evlilik içi çocuk ile aynı miras hakkına sahiptir. Dolayısıyla evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder.

Evlat edinmede yasal mirasçılık tek yönlüdür. Yani evlatlık evlat edinenin yasal mirasçısı olmasına rağmen evlat edinen evlatlığın yasal mirasçısı olamaz.

Evlatlığın mirasçılığında da sınırlama bulunmaktadır. Şöyle ki, evlatlık sadece evlat edinene mirasçı olur hısımlarına mirasçı olamaz. Dolayısıyla evlat edinenin halefiyet yoluyla kendi kan hısımlarından iktisap edebileceği mallar evlatlığa geçmez12.

Evlatlığın mirasbırakandan önce ölmesi halinde evlatlığın altsoyu kök içinde halefiyet ilkesi uyarınca evlatlığın yerine geçer. Bu durumda evlatlığın çocuklarının evlat edinme ilişkisinden önce veya sonra doğmuş olması da önem taşımaz. Her halükarda kök içinde halefiyet ilkesinden faydalanırlar13.

Ayrıca, evlatlık evlat edinenin yasal mirasçısı olduğu gibi varsa kendi kan hısımlarının da yasal mirasçısı olabilir.

Diğer birinci zümre mirasçılar gibi evlatlık da evlat edinen mirasbırakanın saklı pay sahibi mirasçısıdır. Birinci zümre mirasçılarından hiçbir farkı bulunmamaktadır.

3.Evlilik Dışı Çocuğun Mirasçılığı

Anne bakımından evlilik içi çocukla evlilik dışı çocuk arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Yani evlilik içi çocukla evlilik dışı çocuk aynı miras hakkına sahiptir.

Baba açısından bakıldığında ise evlilik dışı çocuğun mirasçılığı TMK md.498 de düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca evlilik dışında doğmuş ve soybağı, tanıma ve hakim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içinde doğmuş çocuklar gibi mirasçı olurlar. Dolayısıyla babası tarafından tanınan (TMK md. 295) veya mahkeme tarafından babalık kararı verilmiş (TMK m. 301) olan çocuklar, TMK md. 498 kapsamına girmektedir.

Düzeltilmiş soybağı, evlilik içi soybağı hükmünde olduğundan dolayı soybağı düzeltilmiş çocuk, evlilik içinde doğmuş çocuk gibi tama miras hakkına sahiptir14.

4.Sağ Kalan Eşin Mirasçılığı

Mirasbırakanın evli olması halinde yukarıda belirtilen kan hısımlarıyla birlikte sağ kalan eş de mirasçı olur. Sağ kalan eş, mirasbırakanın ölmeden önce TMK hükümlerine göre evlilik birliği içerisinde olduğu kişidir. Bu doğrultuda sağ kalan eşin mirasa hak kazanabilmesinin tek şartı mirasbırakanın ölümü sırasında hukuken geçerli bir evliliğin varlığıdır15.

Sağ kalan eş mirasbırakanın kan hısımı sayılamayacağından herhangi bir zümreye dahil değildir. Onun mirasçılığı farklı özel bir mirasçılık türüdür. Sağ kalan eş mirasbırakan eşinin kan hısımlarıyla birlikte mirasçıdır. Sağ kalan eşin miras payı birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişiklik göstermektedir.

Birinci zümre hısımları ile mirasçı olması halinde terekenin dörtte bir mülkiyetine hak kazanır. Geriye kalan dörtte üçlük kısım da mirasbırakanın altsoy hısımları tarafından kazanılır.

İkinci zümre (mirasbırakanın anne babası veya bunların altsoyları) ile mirasçı olması halinde sağ kalan eş terekenin yarısının mülkiyetini kazanır. Geriye kalan yarısı da ikinci zümredeki kan hısımlarına eşit olarak paylaştırılır.

Üçüncü zümre hısımları ile birlikte mirasçı olması halinde sağ kalan eş prensip olarak terekenin dörtte üçüne sahip olur. Bu durumda terekenin kalan dörtte biri mirasbırakanın büyükanne ve büyükbabaları ile mirasbırakandan önce ölmüş olmaları durumunda bunların çocukları arasında paylaştırılır.

Murisin büyükanne ve büyükbabaları ile bunların çocuklarının (amca, dayı, hala, teyze) tamamının ölmesi durumunda ise, sağ kalan eş terekenin tamamına sahip olur.

4.1 Boşanma ve Evliliğin İptalini Eşin Yasal Mirasçılığına Etkisi

Boşanmış olan eşler birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar. Aynı zamanda murisin vasiyetnameyle eşi lehine yapmış olduğu ölüme bağlı kazandırmalar boşanma halinde hükümsüz hale gelir. Buna karşılık muris boşanma halinde de vasiyetnamenin geçerliliğini koruyacağını da belirtebilir.

Ancak mahkeme boşanmaya değil de ayrılığa hükmetmişse sağ kalan eşin yasal miras hakkı devam eder zira burada evlilik ilişkisi devam etmektedir.

Bu konu hakkında bir başka mesele ise boşanma davası açılmış fakat dava devam ederken eşlerden birinin ölmesi halinde sağ kalan eşin miras hakkının devam edip etmeyeceğidir. Burada boşanma kararının kesinleşmesine kadar evlilik ilişkisi devam edeceğinden eşin yasal mirasçılığı da devam eder. Zira burada evlilik boşanma ile değil ölüm ile sona ermiştir. TMK md. 181/2 uyarınca boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi durumunda mirasçıların bu davaya devam edebileceği kabul edilmiştir. Bu hüküm uyarınca ölen eşin mirasçılarının davaya devam etmesi ve davalı eşin kusurunun kanıtlanması halinde sağ kalan eş ölen eşe mirasçı olamayacağı gibi lehine yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflar da geçersiz hale gelir16.

Evlenmenin iptalinde ise hakimin iptale hükmetmesinden önce veya iptal kararının kesinleşmesinden önce eşlerden birinin ölmesi halinde evlilik ölümle sona ermiş olacağından diğer eş yasal mirasçı olarak kalır. Fakat burada da TMK md. 159 hükmü uyarınca mirasçılar açılmış olan butlan davasına devam edebilirler ve dava sonunda evlenme esnasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi daha önce yapılmış lehine olan ölüme bağlı tasarruflardan da yararlanamaz17.

5.Devletin Mirasçılığı

TMK md. 501 uyarınca murisin ilk üç zümrede hiçbir kan hısımı bulunmuyorsa, sağ kalan eşi yoksa ve mirasbırakan yaptığı bir ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir mirasçı atamadığı takdirde, Devlet yasal mirasçı sıfatı ile terekenin tamamına sahip olur. Devlet yasal mirasçı olduğunda kanunun yasal mirasçılar açısından tüm yetkileri kullanabilir18. Ayrıca Devlet diğer mirasçılar gibi külli haleftir yani terekeyi tüm hakları ve borçları ile birlikte bir bütün olarak herhangi bir işleme gerek kalmaksızın iktisap eder. Yalnız Devletin bu konuda diğer mirasçılardan farkı, diğer mirasçılar mirasbırakanın borçlarından dolayı şahsen yani kendi kişisel malvarlıkları ile sorumlu iken Devlet sadece kendisine intikal eden tereke malları ile sorumludur.

Devletin yasal mirasçılığı için, murisin yasal veya atanmış mirasçısının bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Yetkili sulh hukuk mahkemesi ilgililerin bir yıl içerisinde başvurmalarını ilan yolu ile bildirir.(TMK m. 594) eğer bu süre içerisinde herhangi bir başvuru yapılmaz veya mirasçıların varlığı tespit edilemezse miras Devlete geçmiş sayılır.

Belirtmek gerekir ki, mirasçıların hepsi tarafından mirasın reddedilmesi halinde miras Devlete geçmez. Bu durumda mirasın resmi tasfiyesi yapılır ve tereke borçları ödendikten sonra geriye kalan miktar miras reddedilmemiş gibi bu mirasçılara verilir.

Devlet yasal mirasçı olabildiği gibi murisin ölüme bağlı tasarrufu ile atanmış mirasçı da olabilir. Bu durumda Devletin mirasçılığı başka bir mirasçı bulunmaması şartına da bağlı değildir

D-SAKLI PAY VE SAKLI PAY SAHİBİ MİRASÇILAR

Saklı pay, miras bırakanın tasarruf özgürlüğünü kanuni sınırlar içinde tutan ve belirli mirasçılar lehine koruma sağlayan zorunlu miras payını ifade eder. Türk Medeni Kanunu’nda saklı paya ilişkin hükümler, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları veya sağlararası kazandırmalarıyla belirli yakın mirasçıların asgari paylarını ortadan kaldırmasını engellemektedir. Bu nedenle saklı payı ihlal eden tüm tasarruflar, tenkis davası yoluyla kanunen öngörülen sınırlara çekilir ve mirasçıların kanuni payları gözetilerek değerlendirilir.

Saklı payın amacı, miras bırakanın tasarruf serbestisi ile aile bireylerinin ekonomik güvenliği arasında bir denge sağlamaktır. Saklı payın ihlali söz konusu olduğunda, miras bırakanın ölümden önce yaptığı kazandırmalar da dahil olmak üzere tüm işlemler tenkis denetimine tabi tutulur ve saklı pay oranları esas alınarak mirasın dağılımı yeniden belirlenir. Bu yönüyle saklı pay, miras bırakanın iradesini tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte, kanunda öngörülen yakın mirasçıların asgari haklarının korunmasını sağlayan temel bir güvencedir.

Türk hukukunda saklı pay sahibi mirasçıların kapsamı sınırlı olup kanunda belirtilen kişilerden ibarettir. Birinci zümrede mirasbırakanın altsoyu, ikinci zümrede murisin anne babası bulunurken ölenin kardeşleri saklı pay sahibi değildir. Üçüncü zümrede saklı paylı mirasçı yoktur. Buna karşılık sağ kalan eş de saklı paylı mirasçıdır.

1. Saklı Paylı Mirasçılar ve Saklı Pay Oranları

a- Birinci Zümre Hısımları

Mirasbırakanın altsoyundan oluşan bu zümre, kanunen saklı pay sahibi mirasçılar arasında yer alır. Altsoy kapsamına, mirasbırakanın soybağı tanıma veya hâkim hükmüyle soybağı kurulan çocukları ile evlatlık da dahildir. Altsoyun saklı payı, yasal miras hakkının yarısıdır. Buna göre, mirasbırakanın ardından yalnızca altsoy mirasçı olarak kalıyorsa, terekenin yarısı altsoya ait saklı payı oluşturur19.

b- İkinci Zümre Hısımları

İkinci zümrede bulunan mirasçılardan yalnızca anne ve babanın saklı payı bulunmaktadır. Bunların saklı payı ise yasal miras paylarının dörtte biridir. Bununla beraber mirasbırakanın kardeşlerinin ve onların altsoyları olan yeğenlerinin ve bunların altsoylarının saklı payı yoktur. Anne veya babadan biri mirasbırakandan önce ölmüşse sağ kalan tarafın saklı payı terekenin sekizde biridir.

c-Sağ Kalan Eşin Birinci Zümre ile Beraber Mirasçı Olması

Mirasbırakanın sağ kalan eşi saklı pay sahibi miraçılarındandır. Sağ kalan eşin birinci zümre yani altsoy ile mirasçı olması halinde eşin saklı payı yasal miras payının tümüdür yani terekenin dörtte biridir. Bu durumda altsoyun saklı payı ise terekenin dörtte üçünün yarısıdır yani sekizde üçtür.

d-Sağ Kalan Eşin İkinci Zümre ile Beraber Mirasçı Olması

Sağ kalan eşin anne baba ile mirasçı olması halinde saklı payı yasal miras payının tamamı yani terekenin yarısıdır. Anne ve babanın ise saklı payları yasal miras paylarının dörtte biri olduğundan her birinin saklı payı terekenin onaltı da biridir.

e- Sağ Kalan Eşin Üçüncü Zümre ile Birlikte Mirasçı Olması

Üçüncü zümre ile mirasçı olan sağ kalan eşin saklı payı yasal miras hakkının dörtte üçüdür. Yani sağ kalan eşin saklı payı ise terekenin 9/16 oranında olacaktır. Miras bırakanın geriye kalan dörtte bir oranındaki miras payı ise üçüncü zümreye intikal edecek olup miras bırakanın büyük anne ve büyük babaları arasında eşit bir şekilde paylaştırılacaktır. Miras bırakanın büyük anne ve babaları hayatta değilse miras payı amca, dayı, teyze, hala arasında eşit paylaşılacaktır.

Eğer miras bırakanın büyük anne ve büyük babaları ile amca, teyze, hala, dayısı hayatta değilse, miras bırakanın kuzenleri mirasçı olamayacak, bu durumda sağ kalan eş miras payının tamamına sahip olabilecektir.​​​​​​​

f- Sağ Kalan Eşin Tek Başına Mirasçı Olması

Eşlerden biri vefat ettiğinde geride birinci ve ikinci zümreden hiç mirasçısı bulunmuyorsa, üçüncü zümrenin de zümre başları (miras bırakanın büyük ana- büyük babası ile hala, dayı, teyze ve amcası) miras bırakandan önce vefat etmişse sağ kalan eş tek başına mirasın tamamına sahip olacaktır. Eşin tek başına mirasçı olduğu durumda saklı payı terekenin dörtte üçü oranında olacaktır.

2. Mal Rejimlerin Saklı Paya Etkisi

Kanunumuzda eşler arasında yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma” rejimi kabul edilmiştir. Bu doğrultuda evlilik birliği içerisinde eşlerden birinin ölmesi halinde ilk olarak ortaklık mallarının tasfiyesi yapılacaktır. Bu işlem tamamlandıktan ve ortaklığa giren mallar paylaştırıldıktan sonra ölen kişinin malvarlığı belirlenecek ve miras hukukuna ilişkin hükümler uygulanacaktır20.

Ancak eşler mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini seçebilecekleri gibi aralarında farklı bir paylaşma oranı da belirleyebilirler.  Örnek vermek gerekirse ölüm meydana gelmesi halinde ortaklık mallarının tamamının sağ kalan eşe geçeceği yönünde bir karar verebilirler. TMK md. 276/3 uyarınca böyle bir anlaşma olması halinde dahi altsoyun saklı payını etkilemez. Ancak bu tür bir sözleşme ile ikinci zümre hısımlarını saklı pay hakkı ortadan kaldırılabilir. Bu durumda sağ kalan eş tek başına mirasçı olur.

E- SONUÇ

Türk miras hukuku, mirasın intikalini hem kan hısımlığına dayalı yasal düzenlemeler hem de mirasbırakanın iradesini esas alan tasarruf serbestisi çerçevesinde ikili bir yapıda düzenlemektedir. Bu sistemde yasal mirasçılık, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufta bulunmadığı ya da yaptığı tasarrufların hükümsüz kaldığı durumlarda devreye girerek mirasın kanunda öngörülen sıraya göre geçmesini sağlar.

Yasal mirasçıların belirlenmesinde temel ölçüt olan zümre sistemi, mirasbırakanın kan hısımlarını üçlü bir sıralamaya tabi tutarak mirasçılık ilişkisini ortak asla dayalı bir şekilde düzenlemekte; altsoyun birinci zümre, anne-baba ve bunların altsoyunun ikinci zümre, büyükanne-büyükbaba ve altsoylarının ise üçüncü zümre olarak miras hakkına sahip olmasını öngörmektedir. Bu çerçevede, zümreler arasında sıra ilkesi gereği yakın zümreler sonraki zümreleri mirastan dışlar; aynı zümrede ise altsoy lehine işleyen kök içinde halefiyet kuralı mirasçılıkta devamlılığı sağlar ve eşitlik ilkesiyle de aynı derecedeki mirasçılar arasında paylar dengeli biçimde dağıtılır.

Kan hısımlığının yanında, evlatlık ve altsoyunun da birinci zümre mirasçıları gibi miras hakkına sahip olması, soybağı ilişkilerinin korunması bakımından modern miras hukukunun temel yaklaşımını yansıtmaktadır.

Diğer taraftan sağ kalan eş, herhangi bir zümreye bağlı olmamakla birlikte kademeli bir sistemle kan hısımlarıyla birlikte mirasçı olmakta; altsoy ile mirasçı olduğunda terekenin dörtte birini, ikinci zümre ile mirasçı olduğunda yarısını ve üçüncü zümre ile mirasçı olduğunda dörtte üçünü almaktadır. Bu durum, aile birliğinin korunmasına yönelik önemli bir mekanizmadır.

Kan hısımlarının veya atanmış mirasçıların bulunmadığı hâllerde devletin son mirasçı sıfatıyla terekeye sahip olması, miras hukukunun sistem bütünlüğünü tamamlayan bir diğer unsurdur.

Bu yasal mirasçılık sisteminin üzerine inşa edilen saklı pay kurumu ise, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü belirli sınırlar içinde tutarak altsoy, anne-baba ve sağ kalan eş gibi yakın aile bireylerinin mirastan asgari bir pay almasını güvence altına almaktadır. Saklı pay oranları ve tasarruf oranının sınırlandırılması, miras bırakanın iradesi ile aile bireylerinin korunması arasında adil bir denge kurmayı amaçlamakta; böylece Türk Medeni Kanunu, miras hukukunda hem irade serbestisini hem de aile yapısının devamlılığını gözeten bütüncül ve dengeli bir sistem oluşturmaktadır.

  1. Prof.Dr. Mehmet Ayan, “Miras Hukuku” (9 th edn. Seçkin Yayıncılık 2016) 50. ↩︎
  2. Prof.Dr. O. Gökhan Antalya “Marmara Hukuk Yorumu Miras Hukuku” (3 th edn. Seçkin Yayıncılık 2021) 110. ↩︎
  3. Prof.Dr. Ali Naim İnal; Prof. Dr. Şeref Ertaş; Dr.Öğr. Üyesi Hakan Albaş, “Miras Hukuku” (12 th edn. Seçkin Yayıncılık 2024) 82. ↩︎
  4. Prof.Dr. Zahit İmre and Prof.Dr. Hasan Erman, “Miras Hukuku” (14 th edn. Der Yayınları 2018) 17. ↩︎
  5. Prof.Dr. A. Dilşad Keskin and Doç. Dr. H. Reyhan Demircioğlu, “Medeni Hukuk-II (Eşya Hukuku-Miras Hukuku)” (4 th edn. Seçkin Yayıncılık 2024) 189. ↩︎
  6. İmre, Erman (n 4) 17. ↩︎
  7. Ayan (n 1) 54. ↩︎
  8. İmre, Erman (n 4) 21. ↩︎
  9. İmre, Erman (n 4) 23. ↩︎
  10. Ayan (n 1) 62. ↩︎
  11. İmre, Erman (n 4) 24-25. ↩︎
  12. Ayan (n 1) 69. ↩︎
  13. İmre, Erman (n 4) 35. ↩︎
  14. İmre, Erman (n 4) 32. ↩︎
  15. Keskin, Demircioğlu (n 5) 196. ↩︎
  16. İmre, Erman (n 4) 50. ↩︎
  17. İmre, Erman (n 4) 51. ↩︎
  18. Keskin, Demircioğlu (n 5) 201. ↩︎
  19. İmre, Erman (n 4) 234. ↩︎
  20. İmre, Erman (n 4) 237. ↩︎

Tags: