A- GİRİŞ
Televizyon yayıncılığı, günümüzde hem ekonomik hem de kültürel açıdan önemli bir sektör haline gelmiştir. Artan rekabet ortamı, yayıncı kuruluşları izleyici ilgisini çekecek özgün içerikler üretmeye yöneltmiştir. Bu bağlamda, televizyon programlarının temelini oluşturan “program formatları”, sektörün en değerli fikri ürünleri arasında yer almaktadır. Özellikle başarılı formatların farklı ülkelerde uyarlanması ve benzer programların çoğalması, bu formatların hukuki niteliği ve hangi koruma rejimine tabi olduğu sorusunu gündeme getirmiştir. Televizyon programları ve program formatları her ne kadar fikri ürün niteliği taşısa da, bu ürünlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında “eser” olarak korunup korunamayacağı doktrinde ve uygulamada tartışmalıdır. Bu tartışmanın temelinde, fikri ve sanat eserleri hukukunun soyut fikirleri değil, fikrin ifade edilmiş ve belirli bir somutluk kazanmış halini koruması ilkesi yer almaktadır. Bu çalışmada, televizyon programları ve program formatlarının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde korunabilirliği; eser kavramı, hususiyet unsuru ve somutlaşma ölçütleri esas alınarak incelenecektir.
B- TELEVİZYON PROGRAMI VE FORMAT KAVRAMI
Televizyon programı ile program formatı kavramları, uygulamada sıklıkla birbirinin yerine kullanılan ancak hukuki nitelikleri bakımından farklı değerlendirilmesi gereken iki ayrı kavramdır. Televizyon programı; belirli içeriklerin televizyon, uydu yayını, kablolu yayın sistemleri veya benzeri teknik iletişim araçları vasıtasıyla kamuya iletilmesini sağlayan somut ve tamamlanmış görsel-işitsel ürün olarak tanımlanmaktadır1. Bu kapsamda televizyon programı, izleyiciye sunulan nihai yayını ifade etmekte olup; haber, yarışma, müzik, film, röportaj, açık oturum, spor karşılaşmaları, eğlence ve eğitim içerikleri gibi çok farklı türlerde ortaya çıkabilmektedir. Buna karşılık program formatı, söz konusu televizyon programının temel fikri yapısını, kurgusal sistematiğini ve üretim modelini oluşturan soyut çerçeveyi ifade etmektedir. Dolayısıyla televizyon programı, format temel alınarak meydana getirilen somut yayın ürünü niteliği taşırken; format ise programın temelini oluşturan yaratıcı organizasyonu ve konsept bütününü ifade etmektedir2.
Fikri mülkiyet hukuku bakımından televizyon programları ile program formatları arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Nitekim televizyon programlarının eser niteliği taşıyıp taşımadığı her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmekle birlikte, radyo ve televizyon kuruluşlarının gerçekleştirdikleri yayınlar üzerinde bağlantılı hak sahibi oldukları kabul edilmektedir. Bu çerçevede 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu md. 80 kapsamında radyo-televizyon kuruluşlarının yayınları bağlantılı hak korumasından yararlanmaktadır3. Televizyon programlarının üretim süreci birden fazla aşamadan oluşmaktadır. Bu süreç genel olarak ön hazırlık çalışmaları, teknik organizasyon, çekim aşaması ve çekim sonrası prodüksiyon faaliyetleri şeklinde ilerlemektedir4. Nihai televizyon programı ise tüm bu süreçlerin tamamlanmasıyla ortaya çıkan son üründür5. Bununla birlikte her televizyon programının temelinde öncelikle bir program fikri bulunmaktadır. Başlangıçta soyut nitelikte olan bu fikir, belirli bir sistematik çerçevesinde geliştirilerek program formatına dönüştürülmektedir. Bir fikrin televizyon formatı olarak değerlendirilebilmesi için yalnızca genel bir düşünceden ibaret olmaması; programın ana yapısını, atmosferini, akışını, karakterlerini, zaman ve mekan unsurlarını açıklayabilecek ölçüde belirginlik taşıması gerekmektedir. Bu yönüyle format, programın uygulanabilir ve tekrar üretilebilir yapısal planını ortaya koymaktadır.
Program formatı kavramı, hukuk terminolojisinden doğmuş bir kavram olmayıp esasen medya sektöründe gelişen ve özellikle televizyon ile radyo yayıncılığı alanında kullanılan bir ifade niteliği taşımaktadır. Söz konusu kavram, medya uygulamalarında ortaya çıkmış olmakla birlikte, zaman içerisinde televizyon program formatlarının fikri mülkiyet hukuku kapsamında korunup korunamayacağına ilişkin tartışmalar çerçevesinde hukuk doktrininde de inceleme konusu haline gelmiştir.
Format kavramı, tekrar üretilebilme ve farklı bölümlerde sürdürülebilme niteliğine sahip bir televizyon programının ayırt edici ve karakteristik unsurlarının bütünü olarak ifade edilebilir6. Bu kapsamda, tek seferlik gerçekleşen ve süreklilik taşımayan unsurların program formatı içerisinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira formatın, televizyon programının seyirci tarafından algılanan tüm görünüm ve sunum biçimi olarak kabul edilmesi halinde, izleyicinin çoğunlukla programa özgü olmayan ve tekrar etmeyen unsurlara odaklanması nedeniyle kavramın kapsamı hatalı biçimde genişletilmiş olacaktır. Bu nedenle program formatı, esas itibarıyla tekrar edilebilir ve programın kimliğini oluşturan yapısal unsurlar bütünü olarak değerlendirilmelidir.
Televizyon program formatı; bir programın her bölümünün hangi usul ve düzen içerisinde gerçekleştirileceğini belirleyen, programın temel yapısını ortaya koyan ve sahibinin hususiyetini yansıtan bir çerçeve plan veya taslak niteliği taşımaktadır. Bu kapsamda format; programın adı, akış düzeni, sunucunun tavır ve konumu, stüdyo içi ve dışındaki seyircilerin yerleşimi ile programa katılım şekilleri, dekor ve stüdyo tasarımı, kamera kullanım biçimleri, anahtar ifadeler, sloganlar, müzikler ve benzeri ayırt edici unsurları bünyesinde barındırmaktadır. Dolayısıyla televizyon program formatı, yalnızca genel bir fikirden ibaret olmayıp programın uygulanış biçimine ilişkin sistematik ve özgün bir yapıyı ifade etmektedir7. Bir televizyon programının karakteristik unsurları arasında program başlığı, işlenen konu veya fikir, dekor, çevre ve sahne düzeni, müzikler, karakter oyuncuları, sunucular, yönetmen ve bunların üstlendikleri roller gibi unsurlar yer alabilmektedir8. Bunun yanında, ekran yazılarının görünümü, semboller, sloganlar, ışıklandırma, renk tercihleri, teknik yardımcı unsurlar, program süresi, bölüm çeşitliliği ve kamera hareketleri gibi ilk bakışta tali nitelikte görülebilecek hususlar da programın ayırt edici kimliğinin oluşmasına katkı sağlayabilmektedir9. Bu unsurlar sınırlı sayıda olmayıp, somut olayın özelliklerine göre bir programı karakterize eden başka unsurların varlığı da mümkündür10.
Program formatları genel olarak “yazılı format” ve “televizyon program formatı” yahut diğer adıyla “format paketi” şeklinde iki ayrı kategori altında incelenmektedir11. Yazılı format, televizyon programına ilişkin temel konseptin yazılı hale getirilmiş biçimini ifade etmekte olup programın sahne yapısı, yayın akışı, diyaloglar ve diğer yazılı karakteristik unsurlarını kapsamaktadır. Bunun yanı sıra programın adı, hedef kitlesi ve genel konsepti gibi hususlar da yazılı format içerisinde belirlenmektedir. Buna karşılık “format paketi” olarak adlandırılan televizyon program formatları, yazılı formata nazaran daha somut ve kapsamlı bir yapı arz etmektedir. Nitekim format paketi içerisinde, televizyon programının üretimi ve uygulanabilmesi için gerekli tüm teknik bilgi birikimi ve uygulama yöntemleri, diğer bir ifadeyle programa ilişkin tüm “know-how”, yer almaktadır12.
C-FSEK UYARINCA ESER VE ESER SAHİPLİĞİ KAVRAMI
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun temelini “eser” kavramı oluşturmaktadır. Zira bir fikri ürünün Kanun kapsamında öngörülen özel koruma rejiminden yararlanabilmesi, onun “eser” niteliğini taşımasına bağlıdır. Bu nedenle kanun koyucu, eser kavramını FSEK md. 1/B hükmünde “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri kapsamında değerlendirilen her türlü fikir ve sanat mahsulü” şeklinde tanımlamıştır. Anılan düzenleme uyarınca bir fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için hem subjektif hem de objektif nitelikte iki temel unsurun birlikte bulunması gerekmektedir.
Subjektif unsur, eserin “sahibinin hususiyetini taşıması” şartıdır. Hususiyet kavramı; sıradan, herkes tarafından ortaya konulabilecek nitelikteki ürünlerden farklı olarak, belirli bir fikri emek, yaratıcılık ve özgünlük içeren ürünleri ifade etmektedir13. Bu kapsamda eser, yalnızca teknik bir beceri veya basit bir zanaat faaliyetinin sonucu olmamalı; eser sahibinin bireysel özelliklerini ve yaratıcı katkısını yansıtmalıdır. Öğretide hususiyet unsuru; özgünlük, sıradanlığın aşılması ve sahibinin kişisel yaratıcı gücünün eser üzerinde somutlaşması şeklinde açıklanmaktadır14. Böylelikle her fikri ürünün değil, yalnızca belirli bir yaratıcılık düzeyine ulaşan ürünlerin eser korumasından yararlanması sağlanmaktadır. Eser kavramının ikinci unsurunu ise objektif ya da diğer ifadeyle şekli unsur oluşturmaktadır. FSEK’te eser türleri sınırlı sayı ilkesine göre belirlenmiş olup, bir fikri ürünün eser olarak korunabilmesi için Kanunda düzenlenen eser kategorilerinden birine dahil olması gerekmektedir. Bu kapsamda ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserleri dışında kalan ürünlerin, hususiyet taşısalar dahi FSEK anlamında eser olarak kabul edilmeleri mümkün değildir15. Dolayısıyla Kanun kapsamında koruma sağlanabilmesi için hem sahibinin hususiyetini taşıyan bir fikri ürünün bulunması hem de bu ürünün Kanunda öngörülen eser türlerinden biri içerisinde değerlendirilebilmesi zorunludur.
FSEK’te eser sahibi ise eseri meydana getiren kişi olarak tanımlanmaktadır16. Buna göre Kanun kapsamında eser niteliği taşıyan bir fikri ürünü ortaya koyan kişi, eser sahibi sıfatını kazanmakta ve eser sahipliğinden doğan mali ve manevi hakların süjesi haline gelmektedir. Bu çerçevede eser sahibi, eseri üzerinde Kanun tarafından tanınan çoğaltma, yayma, işleme ve umuma iletim gibi mali hakların yanı sıra, adın belirtilmesi ve eserde değişiklik yapılmasını engelleme gibi manevi hakları da kullanma yetkisine sahip olmaktadır17.
D-TELEVİZYON PROGRAMLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ
Bir televizyon programının hukuki anlamda eser olarak kabul edilebilmesi ve FSEK kapsamında korumadan yararlanabilmesi için, öncelikle fikri içeriğinin belirli bir biçimde dış dünyaya yansıtılması ve somut bir ifade kazanması gerekmektedir. Bunun yanında ortaya çıkan ürünün, kanunda düzenlenen eser kategorilerinden birinin kapsamına girmesi de zorunludur18. Her ne kadar televizyon programları çoğu zaman sinema eserlerine benzer özellikler taşısa da, her programın eser niteliği taşıdığı söylenemez. Zira bazı programlar yalnızca genel bir düşünce veya konsept düzeyinde kalabilmekte, yeterli ölçüde somutlaşmamakta ya da sahibinin hususiyetini yansıtan özgün unsurları bünyesinde barındırmamaktadır. Bu kapsamda Yargıtay da, soyut düşünce niteliğinde kalan program fikirlerinin telif hukuku korumasından yararlanamayacağını kabul etmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 21.01.2016 tarihli ve 2015/2356 E., 2016/577 K. sayılı kararında; kısa filmlerin gösterimi ve jüri tarafından değerlendirilmesi esasına dayanan televizyon yarışma programına ilişkin benzerliklerin, programın işin doğasından kaynaklanan genel özelliklerinden ibaret olduğu belirtilmiş; bu tür bir yarışma programı konseptinin “soyut düşünce” niteliğinde bulunduğu ve soyut düşüncelerin telif hukuku kapsamında korunamayacağı ifade edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/1721 E. 2025/150 K. ve 15.1.2025 tarihli kararında da benzer yönde değerlendirme yapılmıştır. Kararda, davacıya ait televizyon programının yenilik ve özgünlük unsuru taşımadığı, ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı, diğer televizyon yarışma programlarıyla benzer nitelikte olduğu ve programlar arasında içerik ile uygulama bakımından farklılık bulunduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, 6102 sayılı TTK m. 55/1-c kapsamında başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmadan söz edilemeyeceği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Böylece Yargıtay, yalnızca genel program fikrine dayanan ve yeterli ölçüde özgün biçimde somutlaştırılmayan televizyon programlarının eser korumasından yararlanamayacağını ortaya koymuştur. Televizyon programları, formata dayalı olsun veya olmasın, hususiyet unsurunu kural olarak programın temelindeki soyut fikirde değil, bu fikrin işleniş ve sunuluş biçiminde ortaya koymaktadır19. Bu nedenle programın eser niteliği bakımından önemli olan husus, fikrin kendisinden ziyade özgün şekilde somutlaştırılmasıdır. Program formatının soyut düşünce düzeyinde kalması halinde ise, ilgili yapımın formata dayalı bir program olarak değil, bağımsız bir televizyon programı olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda programı benzerlerinden ayıran unsur, formatta yer alan hususiyet değil; programın anlatım tarzı, kurgu yapısı ve sunum biçiminde ortaya çıkan hususiyettir20. Dolayısıyla her televizyon programının, eser koruması bakımından gerekli şartları taşıyıp taşımadığı somut olayın özelliklerine göre ayrıca incelenmelidir.
Formata dayalı televizyon programlarında, programın üretimi esas itibarıyla formatta yer alan temel unsurlara göre gerçekleştirildiğinden, formatta bulunan hususiyet aynı zamanda bu formata dayanılarak hazırlanan televizyon programına da yansımaktadır21. Bu bağlamda, formata dayalı programı benzerlerinden ayıran ölçüt, detaylandırılmış format fikrinin belirli bir yönetim ve organizasyon çerçevesi içerisinde kullanılan tüm unsurlarının birbirleriyle uyumlu ve bağlantılı biçimde izleyiciye aktarılmasıdır. Dolayısıyla formata dayalı programlarda hususiyet, formata bağlı olmayan programlarda olduğu gibi tek bir öne çıkan unsur üzerinden değil, formatı oluşturan unsurların bütünsel etkisinin izleyicide bıraktığı izlenim üzerinden değerlendirilmelidir22.
Formata dayalı televizyon programlarının çoğu zaman birden fazla kişinin yaratıcı katkısıyla ortaya çıkması ve bu kişilerin genellikle bir yönetmen koordinasyonunda çalışması dikkate alındığında, hususiyetin belirlenmesinde sinema eserlerinde olduğu gibi kolektif yaratım niteliği esas alınmalı ve FSEK md. 8/3 hükmü doğrultusunda eser sahipleri tespit edilmelidir23. Bu çerçevede televizyon programlarında yönetmen, özgün müzik bestecisi, varsa diyalog yazarı, senaryoya dayalı üretim söz konusuysa senaryo yazarı ve formata dayalı yapımlarda formatın yaratıcısı eser sahibi olarak değerlendirilebilecektir. Ayrıca FSEK md. 1/B-a kapsamında öngörülen hususiyet şartı, bu eser sahiplerinin yaratıcı katkılarının program içerisinde algılanabilir ve somut bir biçimde ortaya çıkmasıyla gerçekleşmektedir24. Televizyon programları, formata dayalı olup olmamasına bakılmaksızın, görsel ve işitsel unsurların birleşiminden oluşan yapımlar niteliğindedir. Bununla birlikte Türk hukukunda, görsel ve işitsel eserleri bütüncül biçimde düzenleyen özel bir hüküm bulunmamakta; fonogramlara ilişkin düzenleme dışında bu alana özgü kapsamlı bir normatif çerçeve yer almamaktadır. Bu nedenle FSEK kapsamında televizyon programlarını doğrudan düzenleyen bağımsız bir eser kategorisinin bulunmaması, söz konusu yapımların nitelik itibarıyla sinema eserlerine en yakın eser türü olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır25. Nitekim FSEK md. 5’te sinema eserleri, “her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda yer alan “birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi” ibaresi, televizyon programlarının sinema eserleri ile hukuki bağlantısının kurulmasında belirleyici rol oynamaktadır26.
Görsel ve işitsel nitelikteki televizyon programlarının izleyici tarafından algılanabilmesi, sinema eserlerinde olduğu gibi görüntülerin teknik araçlarla tespit edilmesini ve tekrar izlenebilir şekilde kayıt altına alınmasını zorunlu kılmaktadır27. Bu gereklilik, hususiyet taşıyan ve belirli bir çekim tekniği ile oluşturulan televizyon programlarının sinema eseri kapsamında değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır28. Öte yandan, hareketli görüntülerden oluşan ve sinematografik yöntemlerle üretilen televizyon programlarının FSEK md. 5 kapsamında sinema eseri sayılabilmesi bakımından, sinema eserine ilişkin şartların katı bir şekilde uygulanmaması gerekir. Özellikle senaryo unsuru bakımından, formata dayalı televizyon programları ile klasik sinema eseri anlayışı her zaman örtüşmemektedir. Zira format kavramı, çekilecek eseri ayrıntılı biçimde belirleyen geleneksel senaryo yapısıyla birebir aynı nitelikte değildir.
Buna karşın program formatları, FSEK md. 2 kapsamında yer alan ilim ve edebiyat eserleri arasında düzenlenen senaryodan farklı olmakla birlikte, hikayenin bütünlüklü biçimde kurgulanması ve aktarılması bakımından belirli ölçüde ortak özellikler taşımaktadır29. Televizyon programlarının her bölümünde tekrarlayan karakteristik unsurların sistematik biçimde yapılandırılması da bu ortaklığın bir yansımasıdır. Aynı zamanda programlarda diyalogların önceden sabit bir metne bağlı olmaksızın değişebilmesi ve çoğu zaman doğaçlamaya dayanması, formatın senaryo anlayışından ayrılan yönünü ortaya koymaktadır30. Bir fikri ürünün eser olarak kabulü için mutlaka yazılı diyaloglara dayanması şart değildir. Diyalog içermeyen ya da doğaçlama biçimde gelişen görsel-işitsel yapımlar da diğer koşulları taşıması halinde sinema eseri olarak korunabilmektedir. Bu nedenle televizyon programlarının eser niteliği değerlendirilirken senaryo varlığına katı bir ölçüt olarak yaklaşılmamalı; esas olarak eser sahibinin hususiyetini yansıtan görsel-işitsel bütünlüğün bulunup bulunmadığı dikkate alınmalıdır31.
E-TELEVİZYON PROGRAMI FORMATLARININ ESER OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ Program formatlarının FSEK kapsamında eser olarak korunup korunamayacağı meselesi, fikri mülkiyet hukukunda tartışmalı alanlardan birini oluşturmaktadır. Bir program formatının eser niteliği taşıyabilmesi için, FSEK’te eser kavramı bakımından aranan subjektif ve objektif unsurları birlikte bünyesinde barındırması gerekmektedir32. Nitekim TRIPS Anlaşması md. 9/2 hükmü uyarınca telif hukuku, fikirlerin kendisini değil, onların somutlaşmış ifade biçimini koruma altına almaktadır. Bu nedenle bir program formatının eser olarak değerlendirilebilmesi için, öncelikle eser sahibi ile arasında kişisel bağ kurulabilecek ölçüde özgünlük taşıması ve sahibinin hususiyetini yansıtması gerekmektedir33.
Program formatında hususiyet unsurunun mevcut olup olmadığı ise, formata karakter kazandıran temel unsurların incelenmesi suretiyle tespit edilebilecektir. Programın adı, hedef kitlesi, yayın akışı, içerik kurgusu, mizansen yapısı, görsel anlatım dili, dekor ve set tasarımı, sunucu veya karakter tercihleri, müzik kullanımı gibi unsurlar üzerinde yaratıcının özgün katkısının hissedilmesi önem taşımaktadır. Söz konusu unsurların belirli bir bütünlük içerisinde özgün biçimde bir araya getirilmesi, program formatının sahibinin hususiyetini taşıdığını gösterebilecektir34. Bu bağlamda, bir program formatı ancak daha önce ortaya konulmuş benzer nitelikteki yapımlardan ayrışabildiği ve özgün özelliklerini ortaya koyabildiği ölçüde eser niteliği kazanabilecektir. Buna karşılık, yalnızca alışılagelmiş program şablonlarının tekrarından ibaret olan ve yaratıcı katkı içermeyen formatların, hususiyet unsurundan yoksun olmaları nedeniyle eser olarak korunmaları mümkün olmayacaktır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/893 E. 2024/4928 K. ve 11.6.2024 tarihli kararında; davacı formatının hususiyet arz etmediği, gerek ulusal gerekse dünyanın başka yerlerindeki TV kanallarında benzer programların daha önce de yayınlanmış olduğu, davacının farklılık kattığına ilişkin hususların söz konusu programa hususiyet kazandırmadığı, söz konusu program formatının gerek ülke içinde gerekse dünyanın değişik yerlerindeki TV kanallarında benzerlerinin daha önce yayınlanmış olduğu, ayrıca program formatının esasında çöpçatanlık fikri temeline dayandığı, dolayısıyla söz konusu programın benzerinin yapılmış olmasının haksız rekabete neden olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bir program formatının özgün nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, formatı oluşturan münferit unsurların veya bu unsurların bir araya geliş biçiminin belirli ölçüde yaratıcılık ve şekillenme düzeyi içermesi gerekmektedir. Eser sahibine ait soyut düşünce, formatı meydana getiren bu unsurlar aracılığıyla somut bir yapıya dönüşmeli; format metnini inceleyen ortalama bir kişinin zihninde programın genel yapısı ve işleyişi canlandırılabilmelidir. Bu kapsamda hazırlanan format taslağında, programın adı veya sloganı, stüdyo düzeni, seyirci ve yarışmacı yerleşimi, sunucunun davranış biçimi, reklam aralarına geçişte kullanılacak ifadeler, kamera ve ışık sistemlerinin konumu, çekim teknikleri, soru yapısı, ödül sistemi ve hatta kullanılacak renk tercihleri gibi ayrıntıların önceden belirlenmiş olması önem taşımaktadır. Söz konusu unsurlar üzerinde eser sahibinin kişisel katkısı ve özgün tercihleri belirgin biçimde ortaya çıkıyorsa, artık formatın soyut fikir aşamasını aştığı ve somutlaşarak eser niteliği kazandığı kabul edilmelidir35.
Benzer yönde değerlendirme yapan Yargıtay bir kararında36, televizyon yarışma programına ilişkin 249 sayfalık format metninin, programın bütün akışını ve yapısal unsurlarını ayrıntılı biçimde ortaya koyduğunu belirtmiştir. Kararda; yarışmacı ve sunucuların konumlarından reklam aralarında kullanılacak ifadelere, kamera ve ışık düzeninden çekim tekniklerine, soru sistematiğinden ödül yapısına kadar pek çok unsurun ayrıntılı şekilde düzenlendiği vurgulanmış; bu derece ayrıntılı biçimde oluşturulan format metninin FSEK md. 2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
Bir program formatının eser olarak kabul edilebilmesi için yüzlerce sayfalık ayrıntılı bir içeriğe sahip olması da zorunlu değildir; programın karakteristik unsurlarını yansıtması yeterlidir37. Zira eser niteliğinin kabulü bakımından niceliksel bir ölçüt öngörülmemiş olup, kısa bir şiir ya da basit bir slogan dahi eser korumasından yararlanabilmektedir. Bu nedenle kimi zaman birkaç sayfadan ibaret taslak metinlerde dahi özgün ve ayırt edici format akışları bulunabilir ve bunlar yaratıcısının hususiyetini taşıyabilir. Esas olan, program formatını diğerlerinden ayıran yaratıcı ve özgün fikrin, alışılmışın dışında bir biçimde somutlaştırılmasıdır38. FSEK kapsamında hususiyet arayışı dikkate alındığında, genel ve sıradan nitelikteki ürünlerin eser olarak korunamayacağı da kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2016 tarihli, 2015/2310 E., 2016/483 K. sayılı kararında; davaya konu formatın eser niteliği taşımadığı, bu kapsamda korunamayacağı, haksız rekabet veya emek sömürüsü oluşturacak bir durumun bulunmadığı, ayrıca temel kurgudaki benzerliğin daha önce kullanılan yarışma formatlarına dayandığı ve bu nedenle ürünlerin “harcıalem” nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği belirtilmiştir. Yine aynı yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/91 E. 2024/4716 K. ve 5.6.2024 tarihli kararında, televizyon program formatının eser olarak korunabilmesi için “hususiyet” taşıması gerektiğini, ancak somut olayda programın genel, herkesçe kullanılan ve anonim unsurlardan oluştuğunu belirtmiştir. Bu nedenle formatın eser niteliği taşımadığı ve davacının eser sahipliği iddiasının kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, bir düşüncenin eser olarak korunabilmesi için yalnızca özgünlük taşıması yeterli olmayıp, aynı zamanda FSEK kapsamında düzenlenen eser kategorilerinden en az birine dahil olması da gerekmektedir. Ancak Kanun’da dört ana eser grubu sayılmış olmakla birlikte, televizyon program formatlarının hangi kategori altında değerlendirileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Öğretide, televizyon program formatlarının hukuki niteliği ve hangi eser kategorisi kapsamında değerlendirileceği hususunda görüş birliği bulunmamaktadır. Yasaman, kanun koyucunun her fikri ürünü FSEK kapsamında eser olarak koruma iradesi taşımadığını, bu nedenle eser sayılabilmek için Kanun’da sınırlı olarak sayılan eser türlerinden birine dahil olmanın zorunlu olduğunu ifade etmektedir. Yazar, program formatlarının ilim ve edebiyat eserleri ile sinema eserleri kapsamında değerlendirilebileceği ihtimalini tartışmakla birlikte, formatların kural olarak edebi nitelik taşımayan yapılar olduğu ve ayrıca format ile buna dayalı olarak üretilen televizyon programının ayrı bir varlığa sahip bulunduğu gerekçesiyle sinema eseri olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığını belirtmektedir39. Ateş, iletişim aracının dil olması sebebiyle program formatlarının FSEK md. 2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır40. Benzer şekilde Er de, televizyon formatlarının açık bir yasal düzenleme ile Kanun’un ilim ve edebiyat eserleri kapsamına dahil edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir41. Suluk, Karasu ve Nal ise, formatın hususiyet taşıması halinde ilke olarak telif korumasından yararlanması gerektiğini kabul etmekle birlikte, hangi eser kategorisi içerisinde değerlendirileceğine ilişkin kesin bir sınıflandırma yapmamaktadır42. Arıkan konuya ikili bir ayrım üzerinden yaklaşmaktadır. Buna göre, program fikrinin yazılı hale getirilmesinde dil aracılığıyla fikri bir içeriğin ortaya konulması söz konusu olduğundan program formatlarının FSEK md. 2 anlamında ilim ve edebiyat eseri olarak değerlendirilebileceği; ayrıca bu formatların tamamlanmış televizyon eserinin taslağını oluşturan bir hazırlık metni niteliği taşıyabileceğini kabul etmektedir43.
Yargıtay, program formatlarına ilişkin uyuşmazlıklarda formatın eser niteliği taşıyıp taşımadığını somut olayın özelliklerine göre değerlendirmektedir. Bu çerçevede, televizyon program formatlarının hukuki niteliğine ilişkin içtihadında, formatın kimi kararlarında sinema eseri kapsamında, kimi kararlarında ise FSEK m. 2 anlamında ilim ve edebiyat eseri kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 05.04.2005 tarihli kararında, sinema eserine ilişkin düzenlemelere atıf yapılarak hareketli görüntü dizisi niteliği taşıyan programların belirli şartlar altında eser sayılabileceği ve bu kapsamın sınırlayıcı biçimde yorumlanamayacağı ifade edilmiştir. Kararda ayrıca, 5846 sayılı FSEK’in 4630 sayılı Kanun ile değişik 5. maddesinde sinema eserlerinin “tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi” olarak tanımlandığı belirtilmiş; bu düzenleme ile hangi tür görüntülü programların eser sayılacağı hususunun açıklandığı ve bu tür programların normatif ve tahdidi olarak sınırlandırılmadığı vurgulanmıştır. Bu çerçevede program yayın formatlarının da anılan Kanun kapsamında eser sayılması ve korunması gerektiği kabul edilmiştir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2000/6049-8439 ve 2004/1281-10333 sayılı kararlarında da program formatlarının eser olarak değerlendirildiği belirtilmiştir44.
Bunun yanı sıra Yargıtay, bazı kararlarında televizyon program formatlarını FSEK m. 2 kapsamında ‘ilim ve edebiyat eseri’ olarak değerlendirmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2011/8810 E. 2013/11841 K. 06.06.2013 tarihli kararında “televizyon program formatlarının yazılı bir metin halinde ve sabit olarak tekrarlanabilir şekilde tespit edilmesi, özgün olması ve buna bağlı olarak hususiyet taşıması koşullarıyla FSEK’in 2. maddesi anlamında bir ilim ve edebiyat eseri sayılabileceği” kabul edilmiştir. Yine aynı şekilde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/13096 E. ve 2017/2901 K. ve 15.5.2017 tarihli kararında, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen “Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı şirketin aktif husumet ehliyetinin, davalılardan … ve …’ın pasif husumet ehliyetlerinin olduğu, olayda ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacının … isimli çizgi filmin karakterleri, senaryosu ve formatı üzerinde hak sahibi olduğu, çizgi filmlerde kullanılan karakter ve tiplemelerin gerekli koşulları taşımaları durumunda eser sayılabilecekleri, … karakteri … karakteri esas alınarak meydana getirildiğinden davacının işleme, çoğaltma ve umuma iletim mali haklarının ihlal edildiği, yardımcı karakterlerin de … filmindeki yardımcı karakterler esas alınarak tasarlandığı, … adlı filmde … ile dış ses arasındaki ilişkinin … adlı film de benzer biçimde kullanıldığı, davacının … film formatının bir ilim ve edebiyat eseri olduğu” yönündeki kararı onama yoluna gitmiştir45. Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın formatın sahibinin hususiyetini taşıması halinde eser korumasını kabul ettiği46; ancak formatın hangi eser kategorisi içinde değerlendirileceği konusunda net ve istikrarlı bir sınıflandırma ortaya koymadığı görülmektedir.
Sonuç olarak değerlendirildiğinde, program formatlarının FSEK md. 5 kapsamında düzenlenen sinema eserlerine benzer nitelikte bir eser olarak kabul edilmesi mümkündür47. Zira format, çoğu zaman hareketli görüntü dizisine dayalı bir yapımın ön hazırlık aşamasını oluşturmakta ve görsel-işitsel bir kurgunun temelini teşkil etmektedir. Bununla birlikte, program fikrinin bir televizyon programı için yazılı hale getirilmesi sırasında dil aracılığıyla fikri içeriğin somutlaştırılması söz konusu olduğundan, program formatlarının FSEK md. 2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Bu nedenle program formatlarının hangi eser kategorisi içinde korunacağı hususu, somut olayın özelliklerine ve formatın somutlaşma düzeyine göre değişkenlik göstermektedir.
F-SONUÇ
Televizyon programı, belirli bir içerik kurgusunun görsel ve işitsel unsurlar aracılığıyla izleyiciye aktarılması suretiyle ortaya çıkan, teknik olarak tespit edilebilir ve yayınlanabilir nitelikteki nihai üründür. Bu yönüyle program, izleyiciye sunulan somut ve tamamlanmış yayın içeriğini ifade etmekte olup; haber, yarışma, eğlence veya eğitim gibi farklı türlerde tezahür edebilmektedir. Buna karşılık program formatı, bu nihai ürünün arkasında yer alan ve programın nasıl üretileceğini, hangi kurgu ve sistematik içinde ilerleyeceğini belirleyen soyut ve yapısal çerçeveyi ifade etmektedir. Format; programın adı, akış düzeni, sahne tasarımı, sunucu ve katılımcı rolleri, görsel-işitsel anlatım dili ve tekrar eden karakteristik unsurlar gibi bileşenlerin bir bütün hâlinde kurgulanmasından oluşmaktadır. Bu nedenle format, henüz somut yayın haline gelmemiş olmakla birlikte, programın kimliğini belirleyen yaratıcı tasarım niteliği taşımaktadır.
Fikri mülkiyet hukuku bakımından televizyon programlarının eser niteliği, her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bir televizyon programının FSEK kapsamında eser olarak korunabilmesi için, öncelikle sahibinin hususiyetini taşıması ve belirli bir biçimde somutlaşmış olması gerekmektedir. Ancak her programın bu şartları sağladığını söylemek mümkün değildir. Özellikle yalnızca genel bir içerik fikrine dayanan, yaratıcı unsur içermeyen veya standart şablonların tekrarından ibaret olan programlar eser koruması dışında kalabilmektedir. Buna karşılık görsel-işitsel bütünlük içinde özgün kurgu ve anlatım biçimi taşıyan programlar, sinema eserlerine benzer şekilde değerlendirilerek koruma kapsamına girebilmektedir.
Program formatları bakımından ise değerlendirme daha da tartışmalıdır. Zira formatın eser niteliği kazanabilmesi, öncelikle soyut fikir düzeyini aşarak somut ve belirgin bir yapıya dönüşmesine bağlıdır. Formatın yalnızca genel bir program fikrini veya konseptini ifade etmesi halinde eser olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Buna karşılık formatın; program akışı, sahne düzeni, teknik uygulama biçimleri, karakter ve sunucu kurgusu, görsel tasarım ve tekrar eden yapısal unsurlar bakımından yeterli düzeyde özgünlük ve ayrıntı içermesi halinde, sahibinin hususiyetini yansıtan bir fikri ürün olarak değerlendirilmesi mümkündür. Eser kategorisi bakımından ise program formatlarının hangi gruba dahil edileceği hususu doktrinde ve uygulamada kesinlik kazanmış değildir. Formatın yazılı biçimde ortaya konulması ve dil aracılığıyla ifade edilmesi yönü dikkate alındığında FSEK md. 2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak değerlendirilmesi mümkün olabileceği gibi; görsel-işitsel bir yapımın hazırlık aşamasını oluşturması ve hareketli görüntü dizisine dönüşme potansiyeli nedeniyle md. 5 kapsamında sinema eserlerine yakın bir eser türü olarak kabul edilmesi de mümkündür. Bu durum, formatın tek bir eser kategorisi altında değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, televizyon programlarının eser niteliği taşıyıp taşımadığı ve program formatlarının hangi eser kategorisi içinde değerlendirileceği hususu, soyut ve genel kabullerle değil, somut olayın özellikleri ve formatın somutlaşma düzeyi dikkate alınarak belirlenmelidir. Program formatı, soyut fikir aşamasını aşarak yeterli özgünlük ve sistematik bütünlük kazandığı ölçüde fikri mülkiyet hukuku kapsamında koruma görebilecek; ancak bu korumanın hangi eser türü altında sağlanacağı, her olayın kendi özellikleri çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilecektir.
- Sefa Er, Televizyon Program Formatlarının Ve Televizyon Programlarının Telif Hukuku Kapsamında Korunması, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi (2019) 23(3) 255. ↩︎
- Mustafa Arıkan, “Fikri Mülkiyet Hukukunda Televizyon Program Formatlarının Korunması”, (1 th edn. Oniki Levha Yayıncılık 2012) 14. ↩︎
- Arıkan (n 2) 15-16. ↩︎
- Tuğçe Karabağ, “Televizyon Programları ve Televizyon Program Formatları” (1 th edn Seçkin Yayıncılık 2017) 38. ↩︎
- Er (n 2) 255. ↩︎
- Fey, 14; Moran, 23; Röhr, 8. Taddıcken, 17; Lantzsch, 165, 166. Lausen, 15. Format bir dizinin ya da arkası geleceklerin ozalit kopyasıdır ve bir dşünceyi açıklayan belge (sinopsis) şeklinde tanım için (Bkz. Kelsey, (Çev. Düzgören), 82; Kean/Fung/Moran, 60 Vd.; Spacek, 28; Reber İn Von Hartlıeb/Schwarz, Kap. 39 N 1; Albın İn Klages, 291). ↩︎
- Çolak, 24. ↩︎
- Karabağ (n 3) 65. ↩︎
- Arıkan (n 1) 13-14. ↩︎
- Formatı oluşturan hususlarla ilgili olarak bkz. Voll Erwischt kararı LG Mainz, karar için bkz. Lausen, 122 vd. ↩︎
- Heınkeleın, 15; Lantzsch, 139; Spacek, 45. ↩︎
- Spacek, 45; Heınkeleın, 15. ↩︎
- Savaş Bozbel, “Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku”, ( 1 th edn. On İki Levha Yayıncılık 2012) 36. ↩︎
- Cahit Suluk; Rauf Karasu; Temel Nal, “Fikri Mülkiyet Hukuku”, (6 th edn. Seçkin Yayıncılık 2022) 38. ↩︎
- Şafak Erel, “Türk Fikir ve Sanat Hukuku”, ( 1 th edn. Dayınlarlı 1988) 29. ↩︎
- Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, ( 5 th edn Vedat Kitapçılık 2012) 143 vd; Mustafa Tüysüz, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Çerçevesinde Fikri Haklar Üzerindeki Sözleşmeler (1 th edn Yetkin Yayınları 2007) 42 vd. ↩︎
- Yavuz, eser sahipliğini, “bir eser üzerinde mevcut bulunan mutlak ve inhisarî nitelikteki mali ve manevi hakların bütünü” olarak tanımlamaktadır. Levent Yavuz, Türkay Alıca and Fethi Merdivan, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu “ (Seçkin Yayıncılık 2014) 194. Eser sahipliğinden doğan haklara ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz Tekinalp (n 12) 160 vd; Arslan Suluk, Rauf Karasu and Temel Nal, “Fikri Mülkiyet Hukuku” (Seçkin Yayıncılık 2019) 77 vd; Ali Demirbaş, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Eser Sahibinin Mali Haklarına Tecavüz Halinde Hak Sahibine Sağlanan Hukuki Koruma” (On İki Levha Yayıncılık 2015) 7 vd. ↩︎
- Temel Nal; Cahit Suluk; Rauf Karasu, “Fikrî Mülkiyet Hukuku” (1th edn, Seçkin Yayıncılık 2017) 42. ↩︎
- Nal; Suluk; Karasu (n 13) 43. ↩︎
- Karabağ (n 3) 43. ↩︎
- Hayri Bozgeyik, Fikir ve Sanat Eserlerinde Hususiyet, Batıder (2009) 25 (3) 211. ↩︎
- Karabağ (n 3) 41. ↩︎
- Yalçın Tosun, “Sinema Eserleri ve Eser Sahibinin Hakları” (2 th edn. On İki Levha Yayıncılık 2013) 178. ↩︎
- Karabağ (n 3) 43. ↩︎
- Mustafa Ateş, “Fikri Hukukta Eser” (1 th edn. Turhan Kitabevi 2007) 278. ↩︎
- Tosun (n 17) 181. ↩︎
- Nal; Suluk; Karasu (n 13) 72. ↩︎
- Er (n 1) 258. ↩︎
- Karabağ (n 3) 86. ↩︎
- Tosun (n 17) 178. ↩︎
- Er (n 1) 258. ↩︎
- Dursun Saat,Televizyon Program Formatlarının Telif Hukuku Kapsamında Değerlendirilmesi (2023) 1 (1) İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 37-54. ↩︎
- Tuğçe Karabağ, “Türk Hukuku’nda Televizyon Program Formatları”, (2019) 14 (152) Terazi Hukuk Dergisi, 809. ↩︎
- Karabağ (n 32) 807 . ↩︎
- Savaş Bozbel, “Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku “ (1th edn, On İki Levha Yayıncılık 2012) 69. ↩︎
- Yargıtay 11. HD. 29.03.2016 tarihli 2015/7276 E. 2016/3447 K. Karar için bkz. (Lexpera İçtihat Bankası) www.lexpera.com.tr (erişim: 13.05.2026). ↩︎
- Merve B. Süren., Televizyon Programı Formatlarının Fsek Kapsamında Korunması, https://yasaman.av.tr/tvprogrami-formatlarinin-fsek-kapsaminda-korunmasi/, (erişim: 13.05.2026). ↩︎
- Saat (n 31) 47. ↩︎
- Hamdi Yasaman, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku: Fikir ve Sanat Eserleri, Endüstriyel Tasarımlar, Patentler ile İlgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları (Vedat Kitapçılık 2006) 162. ↩︎
- Ateş (n 24) 281. ↩︎
- Er (n 1) 259 vd. ↩︎
- Suluk; Karasu; Nal (n 13) 51. ↩︎
- Mustafa Arıkan, Fikri Mülkiyet Hukukunda Televizyon Program Formatlarının Korunması, 2009 Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, Doktora Tezi 160. ↩︎
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.04.2005 tarihli 2004/6612 E. 2005/3278 K. sayılı kararı ↩︎
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.5.2017 tarihli 2015/13096 E. ve 2017/2901 K. sayılı kararı ↩︎
- Yargıtay’ın son dönem içtihatlarında, televizyon programı formatları somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte; çoğu kararında ise yeterli özgünlük ve hususiyet taşımadığı gerekçesiyle eser niteliği bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/91 E. 2024/4716 K. ve 5.6.2024 tarihli kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/651 E. 2024/8923 K. ve 11.12.2024 tarihli kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/1721 E. 2025/150 K. ve 15.1.2025 tarihli kararı. ↩︎
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.11.2008 tarihli 2008/5996 E. ve 2008/12126 K. sayılı kararı ↩︎

